Kayıtlar

CESURLA DERTLEŞME

Bugün de geçer, düne sor  Yarım yamalak  Garip bir huzursuzlukla bırakır  Geriye yaslanıp düşünen  Yarım yamalak, kekeme şeytanı  Kelimeler doluşur  Kelimeler şeytanı bile rahat bırakmaz  Kelimeler cilveli günahkarı dilin  Kelimeler  Daha anlamsız bir şey varsa  O da cümlelerdir Cesur  Anlamsız birden fazla 'şey' in oluşturduğu  Başka bir 'şey'  İşte biz o 'şey' lerle anlaşmaya çalışıyoruz  Anlaşamıyoruz Cesur  Anlaşamıyoruz  Kırılıyoruz, kırıyoruz  Dal, dalga misali   Kırgınlıklar dünyasının üstüne  Lapa lapa kar yağdırıyoruz  Üşüyoruz Cesur   Kışları getiriyoruz  Bazı mevsimler şeytanla anlaşmalı Cesur  Kışı çok severim bilirsin  Her kış sivri dişli bir acı  Erketeye yattığı yerden fırlayıp  Kucağıma koşturmaya alışkın   Bunu da bilirsin  Hepimize saldırıyor namussuzlar  Sen kanlı kışları  Karlı kışlardan daha iyi bilirsin...

ZİRA

İçinde sevdikleriniz yoksa  Mezarlıkların yanından geçmek kolaydır  Efendim  yok  yok bir şey  düşmekten mi   düşünmekten mi   bilmem  siyaha   bulandım yine Cesur  gel, boş verelim   gidip   çiçek açalım   saçılalım bir toprağın üstünde  arsızca coşalım   bir ruhun gölgesinde   utanmak nedir bilmeden  özür dilemek yok asla  zira   bir özrün   dilenmese de olur halindeyim

SUS –a'mak

Nedenler, nedenlerimiz  Gökyüzü gibi  Hava gibi, nefes  Ten gibi   Nedensiz kalınsa   Yok olunur gibi  Değil mi ki kader  Üstümüzü örter  Üstümüz kardan bir kâğıt  Çiçekleri çizen küçük ellerimiz  Renkli papatyalar solda ve sağda  Ve ortada kendi elini tutan  Kendi başına çocukluğumuz  Susmak başta güzeldi komutanım   Sus dedik kendimize, önce adap  Sus! dendi yüzümüze   Yüzümüzden gidilmesin diye  Sus olduk, süs olduk  Salağa yatarken  Sonunda başardık salak olduk  Ondan sonra ne olma dendiyse  O olduk komutanım  Gerisi teferruat  Bir de olamadıklarımız   Olabilecekken olamadıklarımız  Oldurabilecekken olduramadıklarımız  Hep okurduk, dinlerdik  Uzak diyarın masalları gibiydiler  Uzak diyar masallarında   Bizler varmışız  Bizler, biz tek ayak üstünde   Kırk taklayla güvercin kaçıranlar  Sol eli...

YARI YOLDA

Ben de ölmeyi iyi bilirim   Ruhum tutunmasaydı intikamına  Bilirim güneş buluta düşman  Bulut rüzgâra, rüzgâr dağa  Dağ bir manzaraya sığmaz oysa  Sığsaydı belki bir tabloya  Yıkılmazdı başa  Bilirim yolda kalır  İntikam yeminleri eden  Herkes herkesin bir zamanları  Bir varmış bir yokmuşu  Sonuçta  En çok insan değildir yarı yolda kalan  Sözlerdir  Yine de son kez  Misal  Sana yazdığım bir yazıyı   Şöyle okuyacaklar  “Öküzsün diyemedi  Ruhun şiir okumaya müsait değil dedi.”   

ÖLÜ ŞAİR

Bazı şeyler var  İçimdeki yolculukta   Çantamın kenarından yere düşen  Kaybettim diyemediğim  Bazı şeyler  Kabullenemediğim  Aklımızın yüceltip  Kalbimizin indirgediği  Et yığını beden  Bir aralık kapı bulsa  Nazik olmayan adımlarla  Gidecek  En itaatsiz haliyle   Yakışıklı acımın   Güzeller güzeli prensesine  kavuşmasını beklemeden   Oyunun tamamında  Oyuncuların doğaçlama ölümünü  Bilerek   Bilenerek kötülüğe  Gidecek   Sonuçta  Hangi canlı şiir yazar ki  Her şiirin şairi ölüdür! 

Ya Mümît

Acı ağızda kalmalı Yutulmadan, çıkarılmadan Et yığını beden çıkıp gitmeden Arkası dönük bitkin kefen Yatacak yer bulamadan henüz İnsanın en büyük cezası Kendiyle yaşaması Bıkkınlık vursa da  Vazgeçmekte zorlanması Ah bir vazgeçse!  Ama elleri yok Elleri ellerin elinde Ellerin dilinde yüreği Ya Mümit diye başlar dili Kalan doksan sekizi yüreğinden Yüreğinden dile gelir Dil bir giz, yüreğin kendini Kendinden gizlediği Sessiz bir matem Anlaşılmadan biten  Anlaşılmadan giden Yakarmadan, Sızlanmadan vazgeçen.

ARAF BEKÇİSİ

Geçen yine ihtiyarı gördüm Oturduk, tek elinde tütünü Yılgınlık hali Ben öldüm dedim İhtiyar say dedi Durdum Say dedi tekrardan Saydım tek tek Ne kadar kaybım varsa Ne kadar acı biriktiyse Baktı uzunca Masayı ovaladı şöyle bir Senin dışında herkes ölmüş evlat dedi Allah belamı versin Komutanım Benim içimde de herkes öldü Gelenin geçenin anlamsızca bakıp Bu ne dediği İpsiz, sapsız, uğursuz Hepsinin gece yarısı üzerine işediği Araf'ta bir direk gibiyim Ortada kalmış Yıkılmayı bekleyen Olsun.

ÖZ

özlemek başlı başına bir şiirdir sözler ise kandırmacası nefsin  ciğeri beş para etmez liman şehri şahit ölmeyeceğim dedin, ben de inandım işte o zamanlar  bu kadar saftım  soluk nasıl kesilir aniden  öğrendim, gece sessizlik nasıl iner zebanisiyle  ciğerinin ortasına insanın  nasıl ezilir, nasıl kaybeder  kayıplarımız  sırlarımızı geçti Cesur bundan sonrası yalandan yalandan ve hep  -gibi ay ışığına gölge veren kelimelerimi yutkuna yutkuna yedim şu an öyle anlamsızlaştı ki kaybetmeyi bir nesneyle, insanla eşleştirenler kaybedilenin ardından neyi kaybeder Fikirsiz'den beter kaybettim umursamayacağım  deli gömleğimin bedenini sorarlar yüzümden düşen her damlanın  bir bedeli temsil ettiğini bilmeden  kaybetmeyi bile kaybettim  belli belirsiz bir gölgede  görsen imrenirdin günahı boynuma, ilk kez ve bir kereliğine  biz de sır olmalıydık korku dolu, ürkmüş bakışların altında düşmanı uzak dağların kuytusunda mağaralar...

SIFIRDAN

şimdi  hiç gitmemiş gidilmemiş hiç yitmemiş yitirilmemiş hiç kırılmamış hiç yıkılmamış hiç yara almamış izi kalmamış nefes nefese kalınmamış limanlar terk edilmemiş hiç düşülmemiş hiç düşürülmemiş hiç düşünmemiş hiç hiçliğin bedeli ödenmemiş gibi bir hiç kalınmamış gibi unutup en aşağılık şekliyle  hiç yoktan var olmanın kefenini süslenip gülümseme  vakti bir de  o at kestanesi yalan nasılsın? iyiyim.